03 10 2008

Ah o elma olmasa...

 Ah o elma olmasa... O gün hava iç bayıltır. Gök kirli sarı, zemin çatlak çatlaktır. Genç yolcu Dicle kenarında mola verir. Bir ara suyun bir elmayı kendine doğru getirdiğini görür. Gayri ihtiyari uzanıp yakalar. Elma serin suda döne döne sertleşmiş, kütür kütür bir şey olmuştur. Bu davetkâr meyveye dayanamaz, dişleyiverir. Derken, “Ya bu elma sahipliyse?” diye düşünür. Sorar soruşturur, sahibini bulur. Boynunu bükerek “Ben bir hata işledim efendim.” der, “Elmalarınızdan yedim. N’olur hakkınızı helâl edin.” Adam bir muzdarip gence, bir ucu ısırılmış elmaya bakar. Sonra aklına ne gelir bilinmez, kaşlarını kaldırır. “Helalleşmek öyle kolay mı?” der, “Yanımda çalışmalısın!” Genç ağlamaklı:  - Benim Kûfe’ye gitmem gerek. - Kûfe’de ne yapacaksın? - İlim okuyacaktım. - Onu elmayı ısırmadan önce düşünecektin. Mahşerde hesaplaşmak istemiyorsan kollarını sıva. Delikanlı “Pekâlâ” der. Günlerce elma toplar, dallarda bir tek elma bile kalmayınca bahçe sahibinin karşısına çıkar. “Müsaade etseniz de gitsem.” der. Adam babacandır, hoş sohbettir, lâkin söz gitmekten açılınca birden değişir. “Bahçeyi kotardık; ama tarlalar duruyor.” der... Adam on gram elma için delikanlının bir yılına ipotek koyar. Taş taşıtır, kerpiç kardırır, çatıyı aktartır. Gün gelir yapılacak iş kalmaz. Genç bir kez daha huzura çıkar. Adam “Şimdi sana hakkımı helâl edebilirim.” der, “Ama son bir şartım var.”  - Söyleyin yapayım. - Benim kör, topal bir kızım var. Onu alırsan anlaşabiliriz. - Tamam, kâbul ediyorum. ... Delikanlı müstakbel hanımının bulunduğu odaya girince g&oum... Devamı

07 08 2008

MUTLULUK

   Gerçek mutluluk; iç dünyamız ile dışarda olanlar arasında uyum sağlayabilmektir. Dış dünyamızda bizden bağımsız oluştuğunu zannettiğimiz deneyimlerimiz aslında bizimle yakından ilintilidir. Olmakta olan deneyimlerimizi bizim yarattığımızdır. Zamanin birinde hükümdarın biri bir yarışma düzenlemis. En güzel mutluluk resmi yapan kisi en büyük ödüle hak kazanacakmış. Duyuru tüm ülkeye yayılmış. Ne kadar ressam varsa hepsi hazirlanmaya başlamışlar. Çok güzel eserler ortaya çıkarmışlar. Kimisi dingin bir göl resmi yapmış, kimisi doğadan güzel bir kesit hazırlamış, kimisi deniz manzarası oluşturmuş, kimisi aşkı resmetmiş, kimisi sevgiyi.. Günlerce süren çalışmalar sonrasında yarışma günü gelmiş çatmış. Onlarca ressamın eserleri hükümdara sunulmak üzere sergilenmiş. Hükümdar hepsini tektek incelemiş ve içlerinden birini seçmiş. Seçtiği resim adeta bir kaos ortamını yansıtmaktaymış. Resimde fırtına öncesi karanlık, rüzgarın şiddetini ifade çizgiler, bir çağlayan ve adeta kontrolsuzca akan bir nehir ve nehrin hemen dibinde bir ağaç. Ağacın üzerinde bir kuş yuvası, yuvanın içinde 3 tane yavru kuş ve annelerinin onları beslerkenki “an“ resmedilmişti. Hükümdar bu resmi yapan ressamı çağırır ve onun resmini “mutluluk“ resmi olarak seçtiğini ilan eder. Bu seçimin ardından büyük bir uğultu kopar diğer ressamlar arasında. Bir türlü anlayamazlar neden hükümdarın bu resmi seçtiğini. Onlara göre bu resmin neresi mutluluk ifadesidir, resmin bir kaos ortamından farkı yokturki. Resim insanda mutluluk yerine korkuyu çağrıştırmaktadır yine onlara göre.. Ve hükümdara sorarlar neden bu resim diye ?Hükümdar cevap verir ; &ldquo... Devamı

21 05 2008

BUNLAR TÜRK SİGARA KAĞIDI DEĞİL !!!

<DIV align="center"><DIV style="BORDER-RIGHT: red 2px dotted; PADDING-RIGHT: 25px; BORDER-TOP: red 2px dotted; PADDING-LEFT: 25px; BACKGROUND: aqua; PADDING-BOTTOM: 25px; BORDER-LEFT: red 2px dotted; WIDTH: 550px; PADDING-TOP: 15px; BORDER-BOTTOM: red 2px dotted; TEXT-ALIGN: left"> <BR> Birinci Dünya Savaşı sırasında Hıristiyan Avrupa devletlerinin Müslüman devletlere saldırarak, halkına zulmettiğine şahit olan İranın Kermanşah kasabasındaki İngiliz Konsolosluğu koruma görevlilerinden Müslüman Hintliler, Melek beyin emir-komutasında Müslümanlara yapılan zulmü kınamak için isyan ederek, Osmanlı hakimiyetindeki Bağdata kaçtılar. Bağdat a bulunan İngiliz Konsolosluğunun baş tercümanı Abdurrezzak bey de bir müddet sonra kendilerine ka tıldı. Birlikte hareket eden bu insanlar yaptıkları eylemden dolayı İngilizlerin düşmanlığını kazandılar. Sığınma istekleri Osmanlı Devleti tarafından tereddütsüzce kabul edilen Hintliler, himaye altına alınmanın yanında devlet hizmetinde görevlendirildiler, sahipsiz kalmadılar. Ne yazıktır ki Osmanlı Devleti girdiği birinci dünya savasından mağlup çıkınca İmzalanan Mondros Mütarekesi sonrası ve . arkasından Anadolu un stratejik öneme sahip büyük bir bölümünün işgal edilmesi olayı hayatlarının tekrar tehlikeye girmesine sebebiyet verdi. Bir kısmı hemen Anadolu topraklarının dışına kaçarak İngilizlerin kininden kurtulmayı başardı. Bir kısmı da vatansever cemiyetlerin korumasına alındı. O günlerde İngiliz işgal ordusunun istihbarat şefi olan ve Hintlileri bulmak için yoğun çaba harcayan Yüzbaşı Benet, Polis Müdüriyeti Umumiyesinde ikinci Şube Şefi olan Edip beyi bu isi en güzel şekilde yapacak kişi olarak gördüğünden dolayı yanına çağırttı. Edip Bey, İngiliz istihbaratçısının Kroker Otelin de bulunan karargahına gitti. Samimi bir havada kendisini karşılayan Benet hemen söze girdi ve : "Edip Bey, sizi buraya çok önemli bir is için davet ettim, İngiliz Hükümeti ihtilalci, bozguncu ve sabota... Devamı

21 05 2008

HARAM VE HELAL..

<DIV align="center"><div style="width:500px;font-family: sans-serif;font-weight: bold;text-transform: capitalize;text-align: center;padding: 4pt;border: 2pt;border-style: double;border-color: red;padding:30px;background-color:#FFCCFF;border:1px solid black;"> Gencin birisi Kabe�de hep, - �Ey doğruların yardımcısı olan Allah�ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah�ım, sana hamdü sena ederim,� diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi: - �Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?,� der. O da anlatır: Yedi sekiz sene önce yine Kabe�de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. İçimden bir ses: - �Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın� diyordu. Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi - �Şöyle bir torba bulan var mı?� diye bağırıyordu. Çağırdım onu. - �Nasıl bir torbaydı? İçinde ne vardı?� diye sordum. Torbayı tarif etti ve �İçinde bin altın vardı� dedi. - �Torban burada.� diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim, - �Bu köle için ne istiyorsunuz?� dedim. �Otuz altın dediler�. Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki, - �Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma.� dedi. O kişiler yanıma geldi. - �Bu esiri bize satar mısın?� dediler. �Satarım.� dedim. �Altmış altın... Devamı

03 05 2008

BEBU..!!

HİÇ HAYALLERİNİZDEN SIFIR ALDINIZ MI ? Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası.. Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi. Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı. "Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk.. "Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal" dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve ekledi: "Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm." Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı. "Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!." Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına.. "Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi.. "Ben de hayallerimi.."..... O orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şömin... Devamı